ŞİİR VE KENT KÜLTÜRÜ DERGİSİ
ONUNCU SAYI MÜRETTEBATI


ahmet oktay / şiir: "dilin içindeki yabancı dil"   - 5 
gülseli inal / yas notları (şiir)   - 6 
cevat çapan / kuş bakışı (şiir)   - 8 
cavat çapan / insana en yakışan ses      9
altın portakal'ın resimli romanı-   10
ahmet tüzün/ bir ödülün serüveni-   11
hüseyin atabaş /  perdeli sözler (şiir)-   12
hüseyin peker /fırtına işareti (şiir)-   13
nurettin durman / artık konuşmak istiyorum (şiir)-  14
yaşar bedri / çok içtik (şiir)-   15
hilmi haşal / yüzdeki yüz (şiir)-   16
turgay fişekçi / sorma bana (şiir)-   17
hüseyin alemdar / türkân şoray için 7 güzelleme -  18
ali hikmet/ beyaz yelkenli (şiir)-   19
ayten mutlu / aynı evde iki yalnız (şiir)-   20
enderemiroğlu / taşa duvara yara yara (şiir)-   21
celâl fedai/ deli dumrul ölüyor (şiir)-   22
celal fedâi ile söyleşi / konuşan: mustafa fırat-   23
erdem bayazıt güncesi-   27
m.mazhar alphan / gün almamış ışıktan (şiir)-   30
betül akgün/ aforizmalar  (şiir)-   30
mustafa yılmaz / siyam gülüş (şiir)-   30
grafiti 'ötekilerin kavgası' (dosya)-   31
graffiti: sokaklar özgürlüktür-   32
celâl soycan / gecenin dili 'grafiti'den şiire-   34
ahmet tüzün/ duvara yazmak nedir?-   36
hilmi haşal / sokağın zulasındaki duvar sızısı: şiir-   37
imren çalışkan tüzün / basquiat-   38
altay öktem/ bir altkültürün hayata hızlı müdahalesi  - 39
mustafa durak / grafiti ve şiir  - 41
enderemiroğlu / bunu yazan tosun!-   47
deniz durukan/ beli düşük bir hayatın çocukları  - 48
ferruh alışır / bağımsızların sokağı  - 49
betül yazıcı/ "tabula rasa"ya doğru kadın şair  - 50
ayten mutlu / graffiti ve şiir  - 54
c.hüseyin düz / 'post/mod/er/n'lik  - 55
gananath obeysekera / sigiriya öyküleri  - 56
adnan taç / karikatür  -60
ayten çolakoğlu / sharlot (şiir)-   61
necla maraşlı /  seni ne zaman unutsam  (şiir)-  61-
âsuman omay / sır (şiir)   - 62
azime akbaş yazıcı / diyorsam (şiir)  -62
betül yazıcı / nerkis (şiir)-  63
halim yazıcı / adalılar (şiir)-  64
nefise karataş / blues çikolataları (şiir)-  64
ahmet duran / bakış lekesi (şiir)-  65
mehmet şamil/iç deniz ve ölüler (şiir)-  66 
ömer üner / hüzün (şiir)  69
kaan turhan /..... (şiir)    69
uluer oksal tiryaki / düello (şiir)    70
melih elhan / bindokuzyüzaltmışdokuz (şiir)   70
taner cindoruk / kara (şiir)   71
h.nur artıran / hz.mevlânâ'yı  anlamak   73
abdulkadir es-sufi / pakistan krizi   74
gabriel garcia marquez'in mektubu   75
danie marais / bazen buluşuyorsun biriyle   76
afrika şiiri (çev.müesser yeniay)   76
langston hughes / zenci ırmaklardan bahsediyor  76
jean joseph rabearivelo / nar, üç seher   76
gerald felix tchicaya u tam'sı / orman , viaticum  -77
paulın joachim  / david diop'a   77
jean baptiste tati-loutard / yalın hayat, şafak   77
j.l.borges, şiirler (çev: ulus fatih)   78
edip mahir / hecvname (şiir)   78
ozan öztepe / aletheia (şiir)   79
prof.dr.v.doğan günay / sözcükbilime giriş   83
raif özben / pembe mizahın şairi ziya ramoğlu   85
murat ergin / parola hüzün    86
ahmet okur'la  söyleşi/ rıfat gürsoy   91
özgün ergen / kırmızı yol (şiir)   92
adnan taç / karikatür-   93
rus-trabzon hesabatları (1916-18 faaliyet raporları)- 103
küçük mutluluk / felix leclerc (çev. senem zeynep)- 104
niyazi karabulut / k.Bzuheyr ve  kaside-i bürde  -  108
mahmut celal özmen / 'insan' ve 'sanat' - 109
c.hüseyin düz / kedi şiirden ne anlar (şiir)- 110
hasan aktaş / can yücel'in şiirinde...- 111
niyazi bulut / patlamış mısır- 113
katip şadi ile konuşma / söyleşi: rıfat gürsoy- 116
gönül çatalcalı / mevsimler- 117
kemal bulut / antik sözcüklerde trabzon- vııı- 118
tülay kale / hamid nutki aytan ve varlık dergisi -124 
türkay korkmaz / şiir çözümleme, yorumlama- 127
rıfat gürsoy / tanık (şiir) 128 - fotografi / y.b.ö.- 129
ömer idris akdin / batının doğu perspektifi- 131
faik ardahan / konyaaltı'nda gelincik olmak- 132
nesrin göçmen / bir çingene efsanesi- 133
umut taylan / t001 (şiir)- 134
ilhan tülman / derviş (şiir)- 135
tuna başar / günlükler- 136
serkan demirel / çakışan kesitler-- 138
volkan odabaş / hep bundan (şiir) -139 
mor taka'ya gelenler -140
nuhoğlu vakfı eğitim seferberliği-141
MOR TAKA
ŞİİR VE KENT KÜLTÜRÜ
ISSN 1307-3060
sefer sayımız:10 /  bahar 2008
*
rüzgâr muhalif esmezse
mevsimi gelince demir alır
-yerel süreli yayın-
*
kaptanı:
yaşar bedri özdemir
*
konuşma-yazışma-seyirlik :
tel-fax: 0462 - 229 06 34
mortaka@gmail.com
www.yasarbedri.com
*
yayın koordinatörü:
rıfat gürsoy
tel: 0532 430 48 54
rfat_gursoy@yahoo.com
*
bağlı bulunduğu liman:
fatih mah. zübeyde hanım cad. kırklar ap. no:23
61040 trabzon / türkiye
*
sekreter:
elif özdemir
*
bölgesel iletişim / dağıtım:
(adana) cumali başeğmez, (0542 488 43 71)
(adıyaman) fikret beğ, (0505 888 44 47)
(ağrı) müesser yeniay, (0535 528 57 63)
(ankara) filiz kılınç, (0546 493 92 77)
(bursa) seriyye kitabevi, (0224 224 50 52)
(datça) özkan kırtasiye, (0555 603 88 38)
(diyarbakır) mevla atalay, (0555 625 50 91)
(erzurum) sefa bıyık, (0506 580 97 71)
(eskişehir) adımlar kitabevi, (0222 221 62 29)
(giresun) rıfat gürsoy, (0532 430 48 54)
(gümüşhane) ahmet ayvacı, (0456 213 42 83)
(istanbul/avrupa) said ercan, (0532 688 24 94)
(istanbul/anadolu) nurcan usta, 0555 556 53 51)
(izmir) ilpa iletişim, (0232 463 23 03)
(izmir) mehmet şamil, (0555 596 07 90)
(izmir) pan kitabevi, ( 0232 369 11 99)
(izmir) yakın kitabevi, (0232 421 81 69)
(kocaeli) m.faruk arslan, (0551 907 95 63)
(yalova) irfan karahasan, (0538 490 39 48)

*
yapım, tersane, kapak, iç düzen :
nakkaş reklâmcılık tanıtım hizmetleri
*
banka hesap no :
iş bankası / trabzon, yeni mah. şubesi, 
hesap no: 75510017597
*
yayınlanan yazıların etik-hukuki
sorumluluğundan yazarı sorumludur.
'mor taka' ismi kaynak gösterilerek
alıntı yapılırsa uygar dünyanın inşası
adına onurlu bir tavır olur.
*
baskı ve cilt :
saadettin erol, esen ofset / trabzon
*
(devlet kurumlarından abone kabul edilmez)
fiyatı: 7.- ytl.
(gönderim ücreti alıcıya aittir)

S  E  Y  İ  R     D  E  F  T  E  R  İ     1  0

Gül veren elde gül kokusu kalır
Çin atasözü
BU SAYIDA

"Şiir ve Dilbilim" 9.sayımızın dosya konusuydu. Çok güzel yansımalar aldık. Bizleri varsıl kılan tek tesellimiz bu yansımalar değil mi?.. Gönül dostlarına teşekkür etmek istiyorum.
Yine dolu dolu bir sayı ile geldik.
Dergimizin açılışını, şiirin sömürgeleştirilip, pazar ekonomisine eklemlenemediğinin altını çizen Ahmet Oktay, 21 Mart Dünya Şiir Günü Bildirisi'yle yaptı.
Cevat Çapan'ın 12.Antalya Altın Portakal şiir ödül törenindeki konuşmasına ve bir törenin resimli romanına tanıklık ettik. Ahmet Tüzün, 'Altınportakal şiir ödülünün serüvenini yazdı.
Erdem Bayazıt güldestesi hoş bir tebessüm bırakırken, Mustafa Fırat, Celal Fedai ile şiiri konuştular. Bu söyleşi son günlerde gündemde olan tartışmalara bir yanıt niteliği de taşıyor.
"Sigiriya öyküleri"nin ne'liğini Gananath Obeysekera'nın dilinden okurken, H.Nur Artıran, Hz.Mevlânâ'yı Anlamanın ipuçlarını veriyor.  Abdulkadir Es-Sufi'nin Pakistan Krizi çevirisini, Gabriel Garcia Marquez'in Mektubu'nu keyifle okuyacaksınız.
Z. Doğan Koreli, Prof.Dr.V.Doğan Günay'la 'Sözcükbilime Giriş bağlamında nitelikli bir söyleşi yaptı.
Pembe Mizah çizeri Ziya Ramoğlu'nu sonsuza yolculadık. Ramoğlu'nu Raif Özben ve Murat Ergin anlatılıyor.
Rıfat Gürsoy; Çanakkale belgeselini yapan Ahmet Okur'la savaşı, göçü, sürgünü; kemençe virtüözü Katip Şadi ile kemençe kültürünü,  Karadeniz folklorunu konuştu.
1916-1918 yılları Trabzon'un Ruslar tarafından işgal yıllarıdır. Bu kara günlerde Trabzon kültürü görülmemiş bir tahribata ve talana uğrar. Aşırılan kültür mirasımız Rusya yolcusudur. Rus komutanların yazdığı faaliyet raporlarını (Rus-Trabzon Hesabatları) Enver Uzun'un çevirisiyle yayınlıyoruz.
Tülay Kale, Güney Azerbaycan'lı Şair-Türkolog Hamid Nutki Aytan Ve Varlık Dergisi'ni, Niyazi Karabulut ilk İslam şairi Ka'b Bin Zuheyr'i yazdı. Şairin çok bilinen şiiri Kaside-i Bürde'yi dilimize çevirdi.
Ömer İdris Akdin, Batı'nın Doğu Perspektifi  ya da  Oryantalizmin tarihçesine değiniyor.
Baskı esnasında matbaa sürecinde üç aylık masaüstü çalışmalarımı bir veya iki günde sonlandırıyoruz. Farklı programlara geçişlerde dipnotlar, karakterler, görseller kaybolabiliyor, bu eksiklikler gözden kaçabiliyor. En çok korktuğum bu kaza kurşunlarıdır. Mahmut Celal Özmen'in daha önceki bir sayımızda jenerikte yazılıp, yayını esnasında koyulmayan "insan ve sanat" yazısını birkaç sayı sonra rötarla yayınlıyoruz.
Günümüz şiiri ve dünya şiiriyle Türkiye'nin şiir nabzını tutmaya devam ediyoruz.
Şiir yaşayan bir tanımsız. Damarlarımızdan; ben eksilmedikçe, yani ölüp eksilmedikçe ilişkisini kesmeyecek tek sanat. Bu cürüm şairin yolda kalan ömrüne tanıklık ederken şiiri hep konuştuk, hep konuşacağız...

GRAFİTİ: ÖTEKİLERİN BAŞKALDIRISI

Bu sayının dosya konusunu "Sokaklar özgürlüktür" sloganıyla dünyayı boyamaya çalışan karanlığın çobanlarının serüvenine ayırdık. Bu serüvenin arkaplanını konuştuk. Bu protest sanatı 'görsel şiirle' ilişkilendirme pratiklerini aramayı düşünüyordum. Fütüristlerin, Dadacıların, Paradoksçuların, kaçış ve içe çekiliş egzotizmiyle olan bağıntısını bu doğaçlamayla yeniden okuma- kurma egzersizleri ve oradan imgesel dildeki karşılığını- yaklaşımını konuşmak istiyordum. Grafiti Türkiye için yeni bir kavram-sanat. Okul duvarlarından, sloganlara, kamyon paspaslarından, oto dikiz aynalarına birçok yerde bu aykırı dil farklı biçimleriyle karşımıza çıkmaktadır.
Bir bakıma popülizm, arabesk, varoş kültürü olarak algılansa da, bu geri çekilmenin ve kaçış egzotizminin nedenselliği üzerinde pek durulmaz. Burada "ben" de varım, buradan 'ben de geçtim'in arkaplanındaki ben öncelenmesini, sahiplenmeyi hazırlayan kültür sorunsalı, toplumsal protestoyu, kırılmayı hızlandıran etkenlerdi aynı zamanda.
Kaynaklara göre graffitinin tarihçesi ve okuma biçimleri şöyle anlatılıyor;
"Bir postacının her gittiği yere ismini yazmasıyla bir süreç başlar. New York'ta trenler, duvarlar rengarenk değişik karakterli yazılarla süslenir. İllegal olarak yapılan bu sanattan kent insanları memnun olmasalar da grafiti sanatçıları yaptıkları işin keyfini çıkarıyordular. Daha sonra graffiti sanatçıları vandal olarak nitelendirilir. Zaman içinde Avrupa ve Asya ülkelerine de yayılır.
Bu akım öylesine talep gördü ki boya sanayiî hızla sektörleşti. Amerika'da sadece graffiti sanatçılarına özel sprey boyalar, cap diye tabir edilen değişik boyutlarda boya püskürten boya başlıkları üretildi ve graffiti günümüzde düzenlenen graffiti organizasyonlarıyla dünyada ve ülkemizde yayılan bir görsel sanat olarak yoluna devam etti.
Graffiti genel anlam olarak kamu alanlarına izinsiz kişisel ya da bireysel görüşü yansıtan yazıları yazmaktır. Yine zaman içinde öylesine önü alınamaz olmuştur ki, Amerikan şehir sınırlarında sprey boya satılması yasaklamış ya da karneye bağlamıştır.
Bazı mağara resimlerini graffiti sayanlar vardır, Pompei'deki örnekler verilir. Orada günümüzdekilerden pek farklı olmayan sosyal mesaj kaygıları taşlara kazınmış örnekler bulunmuştur. Böyle antik örneklerden biri İstanbul Ayasofya'dadır. Vikinglerin şehre geldiklerini, Ayasofya'nın galeri korkuluklarına kazıdıkları, heregraffitilerinden anlıyoruz.
2.Dünya Savaşından sonra doğu bloğu belirlemek için yapılan duvar, uzun süre insanlar üzerinde özellikle doğu Almanya halkı için bir baskı olmuştur. 70'lerin başında protesto amacıyla ghetto insanları çeşitli yazılar yazmaya başladı. Yazıların amacı sadece mevcut düzene başkaldırma idi, yani hiç bir sanat ruhu taşımıyordu. 80'lerde graffiti kültürü gelişmeye devam etti, artik insanlar sadece mesaj vermek verine görselliğe de önem veriyorlardı. Bu yüzden Berlin ve Münih graffiti sanatçıları (writer) bu konuda çok uzmanlaştılar."
Dosyamıza; Celal Soycan, Ahmet Tüzün, Hilmi Haşal, İmren Çalışkan Tüzün, Mustafa Durak, Altay Öktem, enderemiroğlu, Deniz Durukan, Ferruh Alışır, Ayten Mutlu, C.Hüseyin Düz  izlenimleriyle katkı verdiler.
Bu çalışmamızın Türkiye'de az bilinen bu akıma ışık tutacağına inanıyorum.

RESİMDEKİ ŞİİR

Bu suç dosyasına yere yapılan resimleriyle katkı veren bendeniz de olmak üzere, yapılan bu tasvirlerde, yazılan sloganlardaki imge dili keyif verdiği kadar kafamı kurcaladı durdu. Disiplinsizliğin içinde kendilerine has estetik hiyerarşisini inşa eden, kendi terminolojisini, kavramlarını oluşturan bu sataşmanın duygusal yanı beni çok etkiliyordu.
Buford Youthward, grafitiyi şiirle ilişkilendirir. Mustafa Durak yazısında detaylandırır bu bağlamı. "Grafiti, yananlamlı, düz anlamlı ve olduğu gibi simgelenmiş sözcükleri yüklenişinde ve üreticinin niyetli ya da niyetsiz anlamlarını teşhir edişinde şiirseldir. Metin, örgü olur ya da tam tersi. Eylemin kendisi şiirsel anlamla yüklüdür. Sadece harfler içinde manipüle edilmiş bir ad olarak başlayan ve bir yüzeye fırlatılan şey, bir çığlık olarak algılanmış olur. Algılanması gereken bir eylem, bir özgürlük isteği. Muziplik, oyun olarak başlayan şey sonunda şiir olur"
Bugün şiirde taklit edilmeye çalışılan bu görsel platform, duvarlarda çok daha hayatın içinden, anatomi-kaligrafi estetiğiyle donanımlı olduğuna tanık oluyoruz. Bu kavramlar, aforizmadan dize kurgusuna tastamam şiiriyetini kuruyordu.
Ne zaman temiz boyalı bir duvar görsem, belleğim o zemini hemen resmediyor ve hurufatını yerleştiriyordu. Gevezelikle çene yaparak değil yürekle yapılan işlerdi. Sanırım beş yaşlarındayım ya da altı. Komşumuz evini oksit sarıya boyadı. Kiremit parçasıyla duvara 'at' yazmaya çalışıyorum. Gelin görün ki harflerin yerini değiştirdim şekilli bir 'TA' yazdım ve yanına bir at resmi yaptım. Komşumuz uzun süre bu fiilin failini sordu durdu, bereket versin bana sormadı.
Görsel-şiirsel metinlerin fütürizmden paradoksçuluğa, günümüzdeki uzantılarına gelinceye kadar, dünya siyasisinin, ekonomisinin, halk hareketlerinin bir yansıması olarak tezahür eden bu protest dilin milenyumda bir karşılığı olabilmeliydi. Günümüzde emeklenen görsel işler, geçmişten bugüne taşınan sıradan örnekler olmanın ötesine geçememiş, kötü taklitler olarak, savunma gücü olmayan işler olması kültürel birikimlerimizle örtüşüyordu elbette. Görsel bilincin ne'liği, çizginin, dolayısıyla desenin gücünü öteleyen zihinsel yapı, estetikteki zayıflığını kavram-bağlam dışı kavgayla, saldırganlıkla örtmek istemesi üçüncü dünya insanı paradoksuydu.
2008'de bir sanat 'iş'inin inşası nasıl nitelik kazanır? Küreselleşmenin, bireyselleşmenin, tüketim çılgınlığının ayyuka çıktığı, savaşların, işgallerin, tahakkümlerin insanlık onurunu zedelediği bir zamanda, günümüze eklemlenen sanatların geleneği içindeki süreç nasıl oluşacak? Arkaplan anlaşılmadan, kuram oluşturulmadan (manifestolar çok daha iddialı özneyi zorlayan bir süreçtir) ben yaptım oldu mantığıyla duvarları zorlamanın getirisinden çok tahribatı cem edilmeli. Yapılan 'sanat' kendisini savunamazsa, failinin onu savunma çabası da başka ironi elbette.
Bu köylüce sataşmanın sonucu düelloya kadar varabileceğini düşünürsek, gençölümlerin hiçbiri güzel değildir.

2007 ELEŞTİRİLERİNDEN GERİYE KALANLAR

Edeb(iyat) kamusalını sorumsuzca kullananlar gecikmiş birkaç dipnot geçmek istiyorum. Makası kırık Austin gibi hep 'yan'lıyarak, 'yan'pirik geveleyen; abilere, zevatı kurtaran banko isimlere ve oğul, dayı, bizim uşak listesindeki şiir çobanlarına değil sözüm. Sözüm sorumluluk isteyen bu ağır yükü güz zerzevatı kılıklılara bırakarak geri çekilenleredir.
Bu işleri yetkine değil de; parmak kaldırana ihale ederek, travmaya dönüşen bu komediyi sürdürenleredir. Patron parasını sorumsuzca peşkeş çekenleredir. Niteliksizliğe destek olan bu (zer)zevatlardan işgaliyelerinin hesabı sorulmalı ki kimse kimseyi okumuyor diye hayıflanmayalım. Herkes sadece kendini okuyor diye sitem etmeyelim. Demek ki okuyacak bir şey üretmekte kifayetsizliğimiz var…
Bu düzeysizlikler yüzünden üç yüz tane şiir kitabının satılmadığını göz önüne alarak talan edilen kültürün iyileştirilmesi için doğru hedefler koyulmalı. Birkaç iyi niyetli kamikaze yayıncıyı saymazsak, standartlarını tiraja ve kriterini anlamakta zorluk çektiğim sıradan kitapların basımına ayıran kurum destekli yayıncılar dışında, uyanık avcıların, markasını vererek açtığı dükkânlar tarafından şairin cebinden bastırılan kitapların kaderi daha farklı değil.
Öznelliği marazileştiren bir ulus olmak doğulunun kaderi. Zaten mumla aranan eleştirmenler kara kaplı defterlerini koltuk altlarından eksik etmedikçe nasıl nesnel olabilir? Kimseye ödemek zorunda kaldığı bir gönül borcu olmamalı ve kıytırık, ciğersiz adamların tehditlerine aldırmamalı. Yoksa bu yağma, talanın cılkı çıkıyor, çıkacak.
Bir önceki sayı girizgâhımda değindiğim gibi "körler sağırlar bir birini ağırlaya geldi ağırlaya gidecek." İşler ehline bırakılmadıkça da arızalar sürecektir elbette. Güç "erkimsi"lerde olduğu sürece de nitelik ve irtifa kaybı hep tartışılacak.
Ciddiye alınmayan bir oyun bu.
Bir sana, bir bana… Bir arkadaşına, bir arkadaşıma… Ama daha çok 'hep bana' elbette.
2007 yılsonu saptamalarını okuyorum. Sorumsuzca, ayaküstü ve gayriciddî saptamalarla kalemşörler tekrar/ yine/ alışıldığı üz(e)re sabıkalarını yeniden tescil ediyorlar. Böyle bir işe soyunmak önce samimiyet, sonra bilinç, sonra bilgi ister. İhmale ve kıyıma uğrayan her kimse, yani her neyse tarih içinde hanesini varsıllığı kadar şenlendirecektir.
Bu 'ben' zafiyetinden daha başka bir şeydir. Gayri ciddi yapılan her iş, daha yapılırken; allanıp pullanırken, niceliği ne olursa olsun belagatin kadim çöplüğünde yerini almıştır, alacaktır.
Kimler geldi kimler geçti bu hanı yağmadan.
Atıklar ne kadar kocaman olursa olsun; toprak yediveren ana olduğu kadar, her pisliği örtmeyle de yükümlüdür.
Bu işi ihaleye verenler ve ihaleyi üstlenenler işlerini ciddiye almadıkları gibi sözüm ona inançsız patronların parasına da yazık ediyorlar. Türkiye standartlarında daha iyisini bekleyemeyiz diyen eleştirel sesleri duymak istemiyor kimse. Türk halkı bu işi bal gibi biliyor, şiir yürek işiyse doğuludan iyi malzeme bulamayız. İşte sitelerde on binlerce şiir sever. Şiirin elit olduğunu, biricik olduğunu kimse inkar etmiyor, yine de kendin çalıp kendin oynayacaksan, kimseyi rahatsız etmeye, kamusalı tahrip etmeye kimsenin hakkı yok.
Bu yarık o kadar canları sıkıyor ki; bir dergici olarak birkaç ciddi edebiyat dergisi ve sanat dergisi dışındaki mevkuteler okunmaz halde, bulanıklık veriyor. Yeni, özgün, farklı hiçbir şey yok.
Merak etmeliyim, edemiyorum.
Sıradanlık, tekdüzelik, sorumsuzluk, ilkesizlik, skolastik zafiyet… daha bir sürü etkenle cılkı çıktı.
Ve Mor Taka'nın da okunmak istenmemesi bu itiraftan sonra beni rahatsız etmeyecektir.
Yüksek tirajlarla çıkan bir gazetenin kitap eki. 2007'nin bir şiir atlası dökümü edebiyatı sadece kendi mahallesinden ibaret bir eksik eteğe yaptırıyor.
Şaka olmalı bu diyorum.
1 Nisan şakası.
Kara kışın ortasında da olmaz ki. Bu ucube metinleri hazırlayan vatandaşın haddi olmayan bir sorumluluğu üstlenmesine rağmen hiç suçu yok. Çünkü kapasitesi o kadar. İşin ehli olmayana ihale edip hazırlatanlarda garabet. Pes yahu denecek lakaytlıklar tiksinti vermeyi sürdürüyor artık. Zafiyet çukurundaki akademisyenler zaten evlere şenlik. Bir işte samimiyet olmalı, yürek olmalı, amatörlük ciddiyeti olmalı. Muhatap alıp, insanca kavga verme yürekliliği olmalı.
Şimdi çok daha başka yürüyor bu işler. Türk erkeklerinin köylüce zaaflarını söylememe gerek yok sanıyorum. Bu edebiyatımızın en büyük karikatürü… Birileri de şarlatanlık ve yağdanlık sınırlarını zorlayıp, dünyayı, sığındığı hücresinden ibaret belliyor zahir. Ama bilmeliler ki; 'ağa'ların rutin bir alışkanlığı vardır; Allar, pullar, besler, güzelce kullanır, paketleyip kaldırır. "Tüketmek ve tükürüp atmak," küreleşen dünyanın kendi erkini kurtarma stratejisidir.
Kendi kuyruğunun derdine düşen 'raca'lar mangası, kendini otama merkezlerini de hazırlasınlar.

ÜNİVERSİTELERİMİZİN HALİ PÜR MELÂLİ

Üniversitelerimizin eğitimdeki dünya enflasyon haberini okudum. En saygın üniversitemiz dünya sıralamasında 1000.sıraların üstündeymiş. Kelli felli elbiselerle laiklik, başörtüsü, demokrasi çığırtkanlığı ile en küçük kıvılcımda meydanlara dökülen, (Zaten birçoğunun varlıklarına ya bir yolsuzlukta, ya bir yasakta ya da mitinglerde tanık oluyoruz.) şu rektörlerimiz, prof'larımız, doç'larımız ve öteki beyinler ne iş yaparlar? Okuyan beyinlerin kafasının içiyle uğraşsalar ya, geri kalmış öğretim düzeyimizi aşırsalar ya… Hayır efendim 'aşındırmak' varken neden aşıralım? Etiketlerinin ve markalarının sahihliğini aydın bilinciyle bir daha sorgulasınlar lütfen.
Bellekte kalacak hiçbir şey üretemeyen devşirme tezlerle kartvizit sahibi olunursa akıbet böyle olur.
Uzaktan kumandalı kışkırtma rüzgârına hemen yelken açıyoruz. Bu elbette dünyanın gözdesi ülkemiz üzerinde bilinçle hazırlanan oyunların yeniden ısıtılıp sofraya koyulan tekstleri. Suflör hiçbir ayrıntıyı atlamıyor. Bu popülist ayrıştırmaların kimsede bir karşılığı kalmadı. Yıldırma, azınlığın tahakkümü, kültürsüzleştirme bu ülkenin hep mi kaderi olacak? İnancını bin yıldır kendi geleneği içinde yaşıyor bu halk. Gündemleri serseri mayınlar gibi dağıtma oyunu artık iltifat görmemeli. Ama ne demişler 'kurt dumanlı havayı sever'. 
Bu ulusun köklü bir kimliği, bir geleneği vardır. Kim yara alıyor bu körler dövüşünden bunu gözlemleyelim. Kimin işine yarıyor bu dalaşma?
Orta yaşın biraz üzerindekiler hatırlar, Nazım'ın kitaplarını aleni okuyamazdık. Bu düzen ona da ağır yasaklar koymuştu. İşte komünist partisi kuruldu. Öcü nerde?
70'li yılların sonuydu sanırım. Bir resim sergim için hazırladığım afişimde imzamı orak-çekice benzeten bir aklievvel dava açmak istemişti bana. Böylesine naif kültürlü, şekilci uluslar dünya standardını asla hak etmez.
Osmanlı'dan miras kalan 'her yirmi senede bir başvekil kellesi götürme" geleneğini çok fazla abartmıyor muyuz?
Ve bu yayığı biz çalkalamadık mı?
Ve bu harman; bilinçli kışkırtmaktan öte geçmeyen ana muhalefetin ektiği, biçtiği ekin değil midir?
Cumhuriyet o kadar da genç değil artık. Dördüncü kuşak geldi. Eğitimi ve öğretimi ihmal edenlerin, dinamitleyenlerin bizatihi kendileri sorgulanmalı.
Bu kavramları bin yıl tartışsak tarafların mutabık kaldığı/kalacağı bir sentezi oluşturamayacağımızı sağır sultan biliyor. Gereksiz 'konuşuk yapmak'tan öteye gitmeyecek biliyoruz, lakin, gene de susmak zor iş.
İmdi; insan denen makine (küreselleşmenin inşa ettiği kirli tipler) özne mi, nesne mi, kavram mı? Bunun üzerinde düşünmemiz sanırım ucu açık problemleri anlamamıza yardımcı olacaktır.
"Gül veren elde gül kokusu kalır" bu bağbanın bahçevanları olmak ne güzeldir.

HAMİŞ

Şiiri eksen aldığımız için çeşni olması açısından anlatı türü metinlere bir ve ya iki kısa çalışmayla katkı verebiliyoruz ancak. Gönderilen nitelikli öyküleri yayınlayamadığım için gerçekten müteessiriz. Okuyucularımızın bizi anlayacağını umuyoruz. Bildiğiniz gibi öykü dergileri çıktığı gibi birçok edebiyat dergisi öykü yayımlayabiliyor.
Katılımlarıyla, telefonlarıyla, mektuplarıyla MOR TAKA'ya desteğini esirgemeyen gönül dostlarına teşekkürlerimi yinelemek istiyorum.
Yine bu sayıda Mor Taka'ya gönül veren edebiyat dostları bulundukları ilde dergimizin organizasyon görevini yüklendiler. Dağıtımcıların ağır yaptırımları amatör dergiciliğe büyük sekte vurdu. Tartışıldı. Yeni bir oluşum için toplantılar yapıldı. Hep laf-ı güzaf. İleriki sayılarımızda bu ağı daha da geliştirmek, okurumuzla her noktada buluşabilmek dileğimizdir.
Güzel şeyler yapmak için emekliyoruz.
İşimize bakıyoruz.
Kimse kimseyle dost olmak zorunda değildir. Özellikle de "onda evlat, bunda kuyruk acısı" sürdükçe. Kimse, kimseye çıkarı kadar muhabbet taşıdıkça, teyakkuzda en küçük kıvılcımlar beklendikçe 'diyalog'un imkânsızlığına hep tanık olacağız. Kültür ablukası zihinleri öylesine taşlaştırdı ki kimsenin kimseye sevgisi kalmadı.
O hiçlediğimiz, hiçlemeye çalıştığımız kültürde bugün yeniden anlam kazanan bir sitemi tekrarlamanın faydası bile yok.
Ama yine de biliyoruz ki aklın yolu bir'dir

11.sayı dosyamız:  "PATOLOJİ ve ŞİİR" olacaktır. Bu ortak platforma 30 Temmuz 2008'e  kadar  yazılarınızı gönderebilirsiniz. Şairin ve şiirin patos halinin konuşulmasının ilgi göreceğini umuyoruz.

DÜZELTME

9.sayımızda 109. sayfadaki İvaylo Balabanov'un "Orta Yaş" şiirinin çevirisinde ilk dize: "Orta yaşta anlamsız arsızlıktır" baskıda düşmüştür. Düzeltiriz...
Yine 9.sayımızda "bize gelenler"de kitap taramalarında son baskı anında azizliğe uğrayan alt yazıların düşmesi,yer değiştirmesi yenilir yutulur gibi değildi. Dostlarımız sağ olsunlar bu eksikliklerimizi hoşgörüyle karşıladılar.
Yapmayı düşündüğümüz Nazım'ın Moskava günleri söyleşisini Orhan Karaveli'nin rahatsızlığı nedeniyle bu sayıya yetiştiremedik.
Önümüz açık, ufkumuz geniş.
                                                                                                                                            Yaşar Bedri

TENHA mor taka kitaplığından çıktı.

Mor Taka'nın eski sayılarını görmek için
tıklayınız...