DOSYA: ŞİİR VE İDEOLOJİ
SABİT KEMAL BAYILDIRAN
ŞİİRDE İDEOLOJİ
'Bu şiirde ideoloji var' dendiğinde, çok kişinin aklına Marksizm, liberalizm, milliyetçilik gibi büyük ideolojiler gelir. Oysa her insanın kendi içinde az çok tutarlı bir ideolojisi vardır. Yani ideolojisiz insan yoktur. Çünkü ideoloji, dünyayı yorumlamayı, dünya ile ilgili akıl yürütmeyi de kapsar. Bu bakımdan her davranışımız, her sözümüz, geniş anlamda ideolojiktir. "İnşallah yarın yağmur yağar." dediğinizde de yağmurun Allah tarafından yağdırıldığına, yağmurun yağmasına ancak O'nun izin verdiğine inanıyorsunuz ki, bu sizin dünyaya hangi pencereden baktığınızı da gösterir. Bunu şiirden örneklemek istersek 'ideolojiden ırak bir aşk şiiri'ne, Attilâ İlhan'ın çok popüler olan "Üçüncü Şahsın Şiiri"ne bir bakalım. A: İlhan'ın şiirinin teması kıskançlık. Kimi dizelerini birlikte okuyalım:
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlandı ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
Attilâ İlhan'ın Kemalist sol bir ideolojiyi savunduğunu biliyoruz. Kıskandığı çöp gibi olanın hayırsız biri olduğu kanaatine varması "güldü mü cenazeye benzerdi" biçiminde iticiliğini vurgulaması çok doğal. Ama çöp gibi olan oğlanı öldürmek istemesinde erkek egemen, kadını erkeğin mülkü gören bir ideoloji yok mu? Kızın başka bir kişiyi sevme, seçme hakkı yok mu? Buna saygı duymamalı mı? Demek ki bir aşk şiirini de kazıdığınızda altında yatan erkek egemen ideolojiyi görürsünüz.
Şimdi, işin kuramına yakından bir bakalım. Ahmet Cevizci, 'ideoloji'yi şöyle tanımlıyor:
...//..
OSMAN HAKAN A.
ŞİİR VE İDEOLOJİ
"İdeoloji mukaddemi olmayan muhassaladır"
Spinoza
İdeoloji, T.D.K. sözlüğünde , " Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü", olarak tanımlanıyor.
Bu ifadeden yola çıkarak söylersek, ideoloji, en basit şekilde, düşünceler bütünü olarak ta tanımlanabilir. Bütün ise özel bir yapıyı ifade eder. O halde, "İdeoloji, idée' lerden oluşan bir dizgedir ve idée'ler toplamıdır" da denilebilir. Bu, ideolojinin, çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu ve kendisini oluşturan idée' lerin ötesinde bütünlüklü bir idée olduğunu gösterir. Başka bir deyişle, ideoloji, bir toplumun veya toplumu oluşturan kesimlerin tümünün davranış biçimlerini belirleyen, "siyasal, hukuksal, bilimsel, dinsel, ahlâksal, sanatsal, kültürel, felsefi ve estetik özel idée' ler ya da biçimler/formlar toplamı"dır.
Şiir formu da, bu özelleşmiş alanlardan yalnızca birisidir. Dolayısıyla, "Şiir ve ideoloji" başlığı altında konuşmaya çalıştığımız şiir-ideoloji ilişkisini bir dergi yazısı sınırları içerisinde tartışmak pek kolay olmayabilir. Çünkü, şiir-ideoloji ilişkisini sorgulamak, yukarıda saydığımız bütün bu formlarla(özelleşmiş alanlarla) şiir formu arasındaki ilişkilerin birer birer sorgulanması anlamına geliyor. Yani aslında, bütüne ait bir parçanın bütün içindeki yeri ve anlamının yanısıra, bir parçanın bütüne ait diğer parçalarla olan ilişkilerinin de çeşitli yönlerden araştırılması gerekir. Bu anlamda, şiir-ideoloji ilişkisi üzerine fikir beyan edenler, çok katmanlı bir sorunsalla karşı karşıya olduklarının farkında olmalıdırlar.
...//..
SALİH ECER
İDEOLOJİ VE GÜRDAL DUYAR
İstese de istemese de ideolojiye rastlamayan ne olabilir dünyada. Jiklet, bisiklet, roman, şiir.
Yemek yemek bile tuhaf bir biçimde açıklanabilir.
"_ Bana bakın, dedim, Kimse işitmesin, millet düşmanımızdır."
Ne bu lâfta, ne de Levent Tuna'nın çektiği bu fotoğrafta ideoloji yoktur öte yandan.
Fotoğrafta gördüğünüz suret, gelmiş geçmiş en büyük heykel ustalarından Gürdal Duyar'dır.
Bence bir ideolog'dur.
İdeoloji:Bir öğretiyi oluşturan temel düşünceler, topluma yön veren düşünce dizgesi. Düşüncelerin doğuş ve gelişmesini inceleyen yöntem, düşünceler bilimi. Boş laflar, saçma düşünceler, anlaşılmaz söz ya da düşünceler.
19.yüzyıl sonlarında Marksist kelimeler haznesine geçmiştir. Nedense.
...//..
HÜSEYİN ATABAŞ
ŞİİRDE İDEOLOJİ, İDEOLOJİDE ŞİİR!..
Bir yazıya tanımlamalar yaparak girmek ne denli hoş olmasa da, kimi zaman zorunlu kalıyoruz. Ne var ki, ben burada akademik bir tanım yaparak değil de, naçizane, kültürel birikimimin el verdiği ölçüde, onun özeti olarak ilk anda şöyle aklıma gelen ya da kabaca "ideoloji" kavramından anladığımın ne olduğunu söyleyerek başlayacağım söze ki, bundan sonra söyleyeceklerimin yapısal temeli bunların üzerin oturacaktır. Bana göre, çok yalın ve herkesin anlayacağı gibi özetlersek ideoloji; bir bireyin, bir topluluğun ya da bir oluşumun, bir kuruluşun bütünlüklü dünya görüşü ya da dünya görüşünün tutarlı bir bütünlük içindeki toplamıdır ve yalnız siyaset demek değildir. Görüleceği gibi bütünlüklü bir dünya görüşünden söz ediyorum ideoloji anlamında; herhangi bir parçalıklı, bütünlükten yoksun dünya görüşünden değil. Yani ideoloji denilince "şiir gibi" bir düşünce ve onun estetik tutarlılığından söz ediliyor demektir. Yani onun da şiir gibi kendine özgü bir yapısı, bir bütünlüğü, bir kurgusu, hatta kaçınılmaz olarak düşünsel bir altyapı tutarlılığı var demektir. Çünkü ideoloji söz konusu olunca; siyasal, ekonomik, toplumsal, yönetsel vb bağlantıları yerli yerinde, birbiriyle çelişmeyen, birbirini itmeyen bir dünya görüşünün tutarlı olmasından söz ediyoruzdur.
Peki, ideoloji kavramının sözlük anlamına bakarsak nasıl bir tanımla karşılaşacağız, onu da görelim: "İdeoloji, siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, moral, estetik düşünceler bütünü. En basit tabirle, ideoloji teorisi içinde Marksist düşünürler önemli bir ağırlığı oluşturur. Marx, Lenin, Gramsci, Lukacs, Frankfurt Okulu, Althusser gibi düşünürlerin bu alanda çalışmaları olmuştur. Bunun dışında, ideoloji teorisiyle ilgilenen öteki düşünürlerin de Marksizmle etkileşimli (karşıt ya da yana) olarak çalışmalarını yürütmeleri söz konusudur." (Vikipedi, Özgür Ansiklopedi). Burada etimolojik olarak bileşik ideoloji sözcüğünün Fransızca idée (ide) fikir, düşünce; -ologie (-oloji) bilim (fikir bilimi) anlamına geldiğini de belirtmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.
...//..
AYLA AKSOYOĞLU
İDEOLOJİNİN GÖRSEL HAFIZASI
İnsanın en eski iletişim dili resimdir. Yazının tarihi beş altı bin yıla ancak inebilirken, insan yazı yazmadan çok önce resim yapmaya başlamıştı. Daha sonra hayatın diğer alanlarıyla birlikte çizgiyi de ehlileştiren insan resimden çok sonra yazıyı bulmuş ve kullanmış ama bu buluş resmin efekt olarak değerini hiç azaltmamıştır. Bu niteliği ile resim insanlığın en kadim hafızası ve görsel arşivini oluşturur. Üstelik resim, yazıda bulunmayan renk gücüyle de desteklenir. İnsanların en son jenerasyonundan en ilkel kabile mensuplarına kadar hepsi, resim dilini yaklaşık olarak anlar. Okuma yazma öğrenmeden okunabilecek tek görsel şifre resim dilidir. İnsanın kurnaz algı gücü resmin bu özelliğini yüzyıllar önce kullanmaya başlamış, düşünce evrilip kalıplara dökülüp ideolojilere dönüşmeye başlayınca insanlar resmin çizgi ve renk gücünü fikirlerine araç yapıvermişlerdir.
Comt'un her üç halinin yaşandığı tarih evrelerinin hepsinde resim farkına varsa da varmasa da ideolojinin etkin dili olmaktan kurtulamamıştır. Metafizik dönemde resim, akıl-üstülüğün sembolleşmesinde kullanılırken, teolojik ve pozitivist çağlarda da bir şekilde ideolojilerin eline düşmüştür. Bunu bir eline düşme olarak değerlendirmemizin sebebi hiçbir zaman resmin, ideolojilerden uzak kalamayışıdır.. Tek tanrılı dinlerden Hıristiyanlık, resmin etkisini en akılcı kullananlardan birisidir. okuma yazmanın ve kitabın yaygın olmadığı dönemlerde İncil hikayelerini öğretmenin en kısa ve kolay yolu olarak resim kullanılmış, dinsel güç, statü ya da parasal cazibe kullanılarak sanatçı kilisenin hizmetine alınmıştır. Din hizmetiyle bitmeyen bu ideoloji- resim işbirliği Rönesans ve sonrasına kadar sürmüş, hem sıkı bir birlikteliğe dönüşmüştür. Ancak on sekizinci yüzyılda yavaş yavaş başlayan sanattaki fay kırılması yirminci yüzyılda Dadaist manifestoyla depreme dönüşmüştür. Dada ve fütürist akımlar, sanatı ve bu bağlamda resmi ideolojilerin ağından kurtarmanın eşiğindeyken, resmin gücünü yeni çağın ideolojisi olan para ve kapitalizm keşfetti ve bundan böyle resim, grafik reklam dünyasının eline düştü. Rengin ve çizginin eşsiz gücü kimi zaman bir ürünü kimi zaman bir fikri pazarlayan görsel imgelere dönüştü. Resmi salt resim, kendi kendine ve kendisi için resim, olarak görmek mutluluğunu dünya tarihi belki de hiç yaşayamadı. . Sanat tarihinin, en büyük eserlerini, resim ve heykellerini bir ideolojinin en güçlü manifestoları olarak karşımıza çıkaran bir geçmişi vardır. En görkemli anıtsal heykeller din adına en büyük en etkili resimler yine din adına yapılmıştır neredeyse, Michelangelo'nun Musa'sından, Picasso'nun ilk Kominyon adlı resmine kadar dinsel ideolojinin söylemlerinin şöyle ya da böyle içine işlemediği eser yok gibidir.
Din ideolojilerinin elinden kurtulur gibi olan resim zamanla siyasi ve tarihi olayların ve ideolojinin de bir yansıması olarak karşımıza bir belgeler arşivi görüntüsüyle çıkabiliyor. İspanyol Goya, ülkesindeki büyük siyasi depremlerin bir şahidi olarak üç mayıs kurşuna dizilenler resmini yaparken aslında bir ideolojinin belgesini tarihe kaydettiğini de biliyordu sanırım. Ya da memleketlisi Picasso, Uuernicayı sadece duygusal sebeplerden mi yapmıştı.
...//..
ATALAY SARAÇ
ŞİİR VE İDEOLOJİ
İdeoloji: Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dini, moral, estetik düşünceler bütünü.
Acaba kaç şair sözcüğün bu bağlamdaki anlamıyla şiir yazıyor?
Bunca şiir yazılıyor, acaba kaçı böylesi bir tanımı içeren bir kaynaktan besleniyor?
Bunca şair var, acaba kaçı bilinçle, buna bağlı bir kültürel, etik ve estetik seçimle kuruyor dizelerini?
Sorular çoğaltılabilir; ama tüm bu sorular aslında Hasan Bülent Kahraman'ın "Post Entelektüel Dönem ve Edebiyat" kitabında vurguladığı "değer" yitimini kanıtlayacak yanıtlara yöneltiyor bizi.
Kaybolan bir şeyler var, "değerlerimiz"! Bunlar da kişiye göre değil, bilimsel aklın ortak bulgusu olan insancıl şeylerdir. Bu değerler sol değerlerdir. İnsanca, insandan yana, sosyal, kültürel, ekonomik, politik değerlerdir. Bu "değer"ler insanı büyüten, geliştiren özelliğe sahiptir. İşte tam da burada "insan"ın, has insan olan "şair"in bu değerleri ne kadar sahiplenip yüceltmeye çalıştığıyla ilgilidir sorun.
"Sorun" diye belirttiğimize göre bu dosyanın konusu olması da doğal bir durumdur.
...//....
HAŞİM HÜSREVŞAHİ
İDEOLOJİ VE ŞİİR: FARSÇA ŞİİRDE DURUM NEDİR?
1- Ben böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. Yaşamak istemediğim bu dünya nasıl bir dünyadır? Orta zekâlarıyla hükümetlerin tepesinde olanlara değil sana soruyorum bunu. Kendime soruyorum. Açlık, işsizlik, uyuşturucu, fuhuş, darmadağın edilmiş toplumsal moral, ağzına kadar dolu hapishaneler, çeteler, zorbalıklar, saldırganlıklar, savaşlar, savaşlar, savaşlar… hiç ama hiçbir suçu olmayan insanların sofrasından, cebinden, ülkesinden, evinden, emeğinden çalınan ve "paraya" -ister dolar olsun ister Avro fark etmez- dönüştürülüp silah fabrikalarında yapılan silahlar, üretilen savaş uçaklarıyla aynı insanların tepesine yağdırılan bombalar, bombalar, bombalar… fosfor bombaları, misket bombaları, atom bombaları, nötron bombaları, lazer bombaları… ve son model filozoflar, son model psikiyatrlar ve son model bilim adamlarının keşiflerine ve desteklerine dayanılarak geliştirilen son model işkenceler, son model hastalık tanımlamaları, son model dünya düzeni, son model insanlığın ezilmişliği ve yok edilişi, son model çaresizlik sistemi, son model tepeye inme yolları! Ben böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. Bu istekte bulunmak benim en temel ve insani hakkımdır. Bu temel hakkımı kime bildirmeliyim? Hangi kapıda hakkımı aramalıyım? Şu anda, dünyamızda komünist bir devlet yoktur, dünyaya egemen olan düzen sosyalist düzen değil… öyleyse şu anda devletlerin başında olanların iddiasına göre bütün kötülüklerin kaynağı komünizm ve sosyalizm var olmadığına göre, bu denli çirkin, bu denli tahrip edilmiş dünyanın, insanlığın ve insanın ve ayyuka çıkmış ikiyüzlülüğün, yalanın, iğrençliğin sorumlusu hangi düzendir? Sakın aynı zekâların uydurdukları terör tehlikesi, İslam tehlikesi falan söylemeyin! Sistemi soruyorum, birisi bunu yanıtlamalı! Bugün dünyamıza egemen olan sistemin adı nedir? Birisi bunu yanıtlasın! Bugün milyarlarca insanın ruhunun, moralinin, yaşama hakkının katledilişinin sorumlusu olan sistemin adı nedir? Birisi bunu yanıtlasın! Onlar yanıtlamayacaklarına göre sizlerle birlikte ben de yanıtlayayım: Dünyamıza egemen olan tek bir sistem var: Sermaye düzeni! Para düzeni! Kâr düzeni! Öyleyse bütün bu felaketlerin temelinde kârın ve sermayenin egemenliğinin sürdürülmesi sistemi yatmaktadır. Hastalıklı sistemin içinde patlak veren mali krizlerin trilyonlarca doları birilerinin doymak bilmez gırtlağına akıtılırken dünya nüfusunun %99'u yoksullukla işsizlikle boğuşmakta, yarınlarının kaygısıyla çırpınmakta! Artık hiçbir sermayeci gözbağcı bile bu gerçeğin üzerini örtemez, gözlerden kaçıramaz! Şimdi durum buyken ben bir şair olarak, bir ressam olarak, bir müzisyen, bir romancı, bir bilim adamı, bir düşünür olarak ne yapmalıyım? Silahım düşüncem ve kalemimken ne yapmalıyım?
...//..
Niyazi KARABULUT
ARAP EDEBİYATINDA NUTUK VE HUTBELER
VI.Asırda Araplar; edebiyat, belagat ve fesahat konularında zirvede bulunuyorlardı. Şiir ve hitabet onlar için siyasal bir erk, politik kulvardı. Çünkü şiir, atalarının cemiyet hayatını, adet ve inançlarını aksettiren tek güvenilir kaynak idi. Kültür şairler vasıtasıyla yeni nesillere aktarılıyor, bir başkasına galebe çalmanın yolu da hitabetten geçiyordu. Cemiyette şairler ve hatipler büyük değer sahibi idiler ve büyük hürmet görürlerdi. Öyle ki, kabilelerinden güçlü bir kahraman yerine, bir şairin çıkmasını her zaman tercih ederlerdi. Yılandan korkar gibi, şairlerin hicivlerinden çekinir ve korkardı çöl halkı.
Araplar hitabette süslü bir dil, şecili bir üslup kullanıyorlardı. Arap nesri şiire yaklaştıkça değerli kabul edilirdi. Arap nutuklarının en gözdeleri şecili söylenenlerdir. Teşbih ve istiareye sıklıkla yer verilirdi. Ancak metnin mantıklı bir akışı olması gerekirdi. Mantık kelimesinin nutuk kelimesiyle aynı kökten geldiğini de hatırlamak gerekir. Anlamı tutarlı, belagat kurallarına uygun hutbeler ilgi topluyordu. Burada bir parantez açarak belagat kelimesine değinmek gerekir. Belagat, Cahiliye dönemi Arap edebiyatında gelişmiş olmasına rağmen ilmi bir disiplin olarak ortaya konması İslam’dan sonraki dönemde olmuştur. Belagat, kavram olarak, bediî, beyan ve meaniyi içeren bir ilim dalı olup; bediî, sözün güzelliğini ifade eder. Beyan ise ifadenin sarih ve açık olması, meani ise sözün duruma uygun oluşu anlamına gelir. O halde belagat sözdeki kusursuz düzeni oluşturan güzelliklerin tamamıdır.
Araplar, İslamiyet öncesinde çadırlarında ve ateşin etrafına toplanarak hikâye anlatıcılarından 'esmar' hikayeleri denilen Bin Bir Gece Masalları'nı, Kelile ve Dimne masallarını ve adına hu¬rafe denilen gerçekdışı masalları dinlerlerdi. Hikâyelerini yansılayan bu kişilere 'hakavati' denilmekteydi. Özdemir Nutku'nun Macar Türkolog Kunoş'u referans göstererek verdiği bilgiyle tak¬lit sanatının ve kıssa anlatmanın Kureyş'e yayıldığını ve bura¬dan önemli mukallitlerin çıktığını belirtir.(1) Ayrıca Araplarda İslamiyet’ten sonra peygamber kıssalarını, hikâyelerini, evliya menkıbelerini halka anlatan kişiler vardı. Bunlara 'Kâss' veya 'Kâssâs' denilmekteydi.
Eski zamanda şiire; "Arab’ın Defteri" deniliyordu. Zira, Arab’ın ahlak ve adetleri, gelenek ve akideleri ancak şiirle nesilden nesile intikal edip geliyordu. Toplumsal bellek bu şekilde binlerce yıldır varlığını sürdürüyordu. Şairler, seslerin içindeki ahengi yakalar, ke¬limelere ise yeni anlamlar yüklerlerdi. Kelime avcılarıydılar. Her gittikleri yerden heybelerinde yiyecek yerine yeni keli¬meler koyarlardı. Bilirlerdi ki kendilerinin değeri sözlerinin değeriyle biçiliyordu. Bu yüzden her an tahtından olma korku¬su yaşarlardı. Aynı zamanda hitabetleri de güçlüydü. Hitabeti güçlü olan kimseler şair olarak da güçlü idiler.
Sözlü toplumlarda kelimelerin büyülü anlamlarının olduğu¬nu, bunun da gücü temsil ettiğini söyleyen evrensel bir ortak gö¬rüş vardır. Kelimeler büyülü anlamla¬rını dilden dile aktarılan, belleklerde saklanılarak başka kuşakla¬ra devredilen sözlü kültürün şiirlerinde bulur. Bu yüzden hitabet sanatının ustaları da sık sık şiire başvururdu. "Sözlü kültürlerde insanların büyük bir olasılıkla ev¬rensel olarak, kelimelerin büyülü bir güç içerdiğine en azından bilinçdışında inanmaları, kelimeleri zorunlu olarak söylenen, ses¬lendirilen ve dolayısıyla bir güç tarafından harekete geçirilen şey¬ler olarak algılanmalarıyla ilgilidir." (2)
Belirli zamanlarda kurulan panayırlar şiirin gelişmesinde büyük rol oynuyordu. Bu panayırlarda hatipler de topluluğa hitap eder. Bütün maharetlerini ortaya koyarlardı. Kurulan bu panayırlar bir nevi edebiyat şöleni idi. Panayırlarda, jüri huzurunda şiir ve hitabet müsabakaları düzenlenirdi. Çeşitli yerlerden gelen şairler ve hatipler, burada şiirler okur, hitabelerde bulunurlar, birbirlerine üstün gelmek için bütün güçlerini ortaya koyarlardı. Üstünlük sağlamakla da son derece iftihar ederlerdi. Arabistan yarımadasında kurulan birçok panayır vardı. Zül-Mecenne, Zü’l-Mecaz… Taif'le Nahle arasında bulunan Suk-ı Ukaz, panayırların en büyüğü idi. Çoğunlukla şiir yarışmaları burada tertip edilirdi... Bu panayırlarda hutbeler söylenirdi.
...//..
ERDAL SARIÇAM
ŞİİRİN ve ŞAİRLERİN İDEOLOJİYE KATKILARI…
Edebiyat çatısı altında barınan en önemli değerlerden biri de hiç şüphesiz şiirdir. Şiir, gerek sıra dışı içerik ve yapısı itibariyle, gerekse iyi bir hatibin özenle okuması sonucu, ruhlar üzerinde bıraktığı derin etki itibariyle öne çıkmıştır. Şiirin bu "vurucu" özelliğini bilen birçok ideolog ve aksiyon adamı da bundan istifade etmekten geri durmamıştır. Bu nedenden dolayı siyasi ve politik tarihin her aşamasında şiire ve şaire rastlamak mümkün hale gelmiştir. Önemli düşünürler, hareket ve aksiyon adamları, kuramcılar ve ideologlar şiirin ve şairin kendilerine kattığı değeri gizlememiş, onlardan bu anlamda faydalanmasını bilmişlerdir.
Şimdi, şairin ve şiirin sosyal, politik ve ideolojik harekete sunduğu katkıyı birkaç örnekle ele alalım:
Ülkemize baktığımızda, bu anlamda akla ilk gelecek şairlerden biri Nazım Hikmet'tir. Nazım Hikmet ve arkadaşı Vala Nurettin'in Milli Mücadeleye katılmak için Ankara'ya gidip Mustafa Kemal ile görüşmeleri, Mustafa Kemal'in bu iki gençten kalem ve şiirleriyle Milli Mücadeleye katkıda bulunmalarını istemesi bu konuya verilebilecek önemli bir örnek olabilir.
...//...