SEYİR DEFTERİ : 7
MOR TAKA NEDEN ÇIKIYOR?
AB üyelik komedisi, ifade özgürlüğü ve 301.madde, Orhan Pamuğun Nobel'i, karikatür krizi, Papa'nın gafı ve Türkiye ziyareti, İsrail'in Lübnan'a girmesi, kuş gribi paniği, Santa Maria Kilisesi Rahibi Andrea Santoro'nun öldürülmesi, Bülent Ecevit'in ölümü, internet bağımlılığı ve çocuk pornosu, Danıştay saldırısı, sel felaketleri, operasyonlar, eylemler, orman yangınları, Çin sanayinin hamlesi, Saddam Hüseyin'in idamının gündeme taşındığı 2006 yılını geride bıraktık.
Medeniyetler çatışması ülkeleri içten parçalayan komplo mimarisine dönüştü. Irak'ta iç savaş işgal edenler için de cehenneme dönüşerek sürüyor. ABD, taşeronlarını birer birer gözden çıkarırken, her işgal senaryosu ile vahim bir dünya kirliliğine sebebiyet veriyor.
Biz doğulu köylüler batılının oyunlarına çok güzel geliyoruz. Suyun uyuduğu, düşmanın uyumadığı dar zamanlarda zafiyetimizden doğacak hatalarımızı entrika rezervi muhkem bu yaralı hayvanlar affetmiyor affetmeyecektir!..
Tarihsel deneyimlerimizle tescillidir. "Ben" ve "iktidar" kavgalarını hiçbir zaman aş(a)mayacak bir ulusuz. Gene de -onlara- göre değil de, -bana- göre 'ben' olmanın bir yolu mutlaka olmalı.
*
"Hüznün son sayısı gibi çıkar/ şiir dergilerinin her sayısı" der H.Ergülen. Arsız bir çocuk gibi hep ödün ister ve tüketir insan insanı. Koca bir edebiyat teknesindeyiz. Bulandı sular ve teknede arbede sürüyor. Hani derler ya; "On derviş bir kilimde uyur da, iki sultan bir ülkeye sığamaz," ezelinden roller bi garip biçildi. Ahbap çavuş, damat, uşak, bizim oğlan sıvazlamalarıyla süren bir arbede. Böyle gelmiş… Sanatın epigraf ve tırnak içindekilerle süren tarihsel serüveni, 50'li yıllar itibarıyla akımların ve manifestoların zor kulvar bulacağı inorganik sürece girdi. Çok parçalı bilinçle donanmış bireyselliğin öne çıkıp yetkinleşmesine koşuyor sanat. Herkesin ortak paydasında buluştuğu 'en'lerin erki kapandı artık.
*
Başka hayatlar, başka hayatlara müdahale ederken, hayat denen süreç zorlamalar ve kışkırtmalar yumağına dönüşüyor. Mor Taka'yı 2007 itibarıyla e-dergi olarak sürdürmeyi tasarlıyordum. Sanırım bu yıl da başka hayatların hayatıma müdahalesiyle derginin kağıt ve mürekkep kokusundan mahrum kalmadan sürecek yayınımız. Nereye kadar? İşte onu ben de bilmiyorum. Müdahil olan başka hayatlardan bıkana, diyalogların sürdüğü yere kadar sürer. Her proje sürekliliği olma ihtimali kadardır.
*
Bu dergi neden çıkıyor, sorusuna; "sadece çıkmış olmak için çıkıyor," yanıtını vermeyi ne çok isterdim. Sivil duruşumuzla önemli bir boşluğu doldurduğumuza inanıyorum. Bir şair dostum geçende; "Mor Taka'yı günlerdir yanımda gezdiriyorum. Okunarak bitesi değil…" gibi sözler etti.
Böyle güzel müdahaleler, 'yapma'nın dayanılmaz hafifliğini dayatıyor işte.
Övdük mü mevkutemizi?
Marifet iltifatsız kalmasın diyedir efendim.
BU SAYIMIZDA
Ahmet Oktay'la yaptığım doyurucu bir söyleşiyle açıyoruz perdemizi.
Veysel Çolak ve Yücel Kayıran ile yapılan söyleşi günümüz şiirine farklı açılımlar getiriyor.
Bu sayımızda kadim, uzak Asya estamplarını şiire sırdaş eyledik. Serap Emmungil, Japon estamplarını ve batı sanatına etkilerini irdeledi.
Hicabi Kırlangıç'ın Ahmed-ı Şâmlu çalışması günümüz modern İran şiirini tanı(mla)mak açışından önemli bir inceleme.
Mustafa Karaosmanoğlu, şiirin tüketilme sorunsalını, Cem Gençoğlu, medya ve fotoğrafın bilince müdahalesini, Abdulkadir Es-Sufi, Papa Xvı. Benedik'in Almanya'da yapmış olduğu konuşmayı değerlendiriyor.
Emily Dickinson, Ahmed-İ Şâmlu, Alice Walker, George Bocavia, Hugo Von Hofmannsthal, Kamala Das, Matsuo Bashô, Issa, Marıanne Larsen çevirileri dünya şiir florasından farklı kokularla geldi.
Sanal sitelerdeki şiir kirlenmesinden ayıkladığımız isimlerle sürdürmekti ereğim. Gel gör ki, birçok şairin şiirlerini 'kiralık ilanı' gibi çoğaltıp her yere göndermesi ile aynı şiir ve isimlerin birçok yerde aynı zamanda görünmesi zafiyetini de farkında olmadan paylaşmış oldum.
Bu aynıyı çoğaltmanın sorununu yaşadık.
EROTİK (KÖSNÜL) ŞİİR DOSYAMIZ
Çocuk pornografisi, elektronik/sanal iletişimin yaygın ve etkin olduğu günümüzde çok duyarlı bir konu olarak dünya gündeminde hassasiyetini korurken, bu sayıda poetik dosya konumuzda "şiir müstehcen midir?", "şiir ve erotizm" derslerine çalıştık.
Trabzon folkloruyla iç içe yaşadım. Elbette beni en çok etkileyen Karadeniz'in sözel birikimleriydi. Manilerimizdeki aşırı duygu yoğunluğu, lirizm, öfke, ironi beni en çok etkileyen temalar olmuştur. Geleneklerini özenle koruyan yöre insanı; bastırılan, örtülenen cinselliği ifade edebilmek için manisini dilmaç seçmiştir.
Ahmet Vefik Paşanın Lehçei Osmanî'de, "Usulsüz elhan ve teganni olunan vezinsiz ve manasız güfte," diye tarif ettiği mani; İslâmlık öncesine kökleri uzanan Türk şiirinin en eski nazım şeklidir. Özlem, övgü, flört, çapkınlık, özgür sevi, hiciv (vb) amaçla söylenen maniler; sığınma, geriçekilme ya da hamle olarak hal'lerin de lirik dilmacıydı aynı zamanda.
Yöre insanı; ezgili, coşkulu olduğu kadar kapalı bir toplumdur. Kadının konumu; hassas, mahrem ve dokunulmazdır. Aşıklar; meramlarını, erosal, kösnül duygularını ezgili bir dille, heccavca kurguladığı maniler aracılığı ile çok daha rahat anlatır.
Örnekleyelim:
"ayağundaki mestler/ yere vuranda sesler/ beyidi memelerun/ ikimuzi da besler"
"başında mendil gördum/ tanimadum da sordum/ ellerden utanmasam/ seni koynuma kordum"
"ben kemane çalamam/ köse darilur köse/ emine fistanundan/ eyle bana bir kese"
"geminun sereninden/ düşurdum piçağumi/ seni derdiler kuçuk/ doldurdun kucağumi"
"gideriken yaylaya/ memen almiş dikene/ gözüm aradi seni/ çıksana pencerene"
"derelerin altınci/ gınali parmak uci/ öpilmemiş kızların/ kabul olmaz uruci"
"takalar kullanıyi/ rüzgarun kaçağuni/ aman, eldum bayuldum/ çikar şalvarcuğuni"
"ha buradan yukari/ dağa çıkalım dağa/ bilsen gucak tadini/ sen yalvarurdun bağa"
"ufak piçacuğumlan/ yaracağum çimeni/ elim siğacak kadar/ göster bana memeni"
…..
Bu manileri okurken (1) şiirde kösnüllüğün, bizde ve dünya şiirindeki yansımasını yeniden okuduk.
Erotizm sözcüğü Yunan aşk tanrısı Eros'tan dönüştürülmüştür. Özgür ansiklopedi, "erotizmdeki yüceltilmiş estetik hissinin ve cinsellik sorularının anlaşılmasını sağlayacak bir çok tanımlama ile Eros'a ve erotik sunuma karşı gelen itirazlar, bunların, arzunun nesnesinin sadece özneyi arzulama ihtiyacının yansıması olduğu, özne/nesne ilişkisinden besleniyor olması," olarak açıklar..
Hamid'in "Karlar altında nevbaharım ben," dizesine karşın, Cemal Süreya'nın, "N'olur ağzından başlayarak soyunmaya/ Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme/ Çık gel bir kez daha yıkıntılardan/ Çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat" dizeleri, 'öznenin kendinin ötesine geçme arayışını, istemini, kendini belli etme halini de deşifre eder.'
Tutku ve kâhya olunan betimlemelerle yaşanan büyü, son gençlikte; içe kapanış ve 'âh'lar manzumesi olarak özleme dönüşür, imgeler örtünür. Bu yaşanan kaçışlarla gelen koyuntu hep hüzün vermiştir bana.
"Kenarda bir konu değil aşk ya da cinsellik" (2) diyen Cemal Süreya kendi şiirini tanımlarken, "Erotik bir şiirdir benimki. Sanırım en belirgin özelliği budur. Dipte tarih içinde uygarlık ve varılma sorunu tartışılır" (3) diyor.
Erotizmin babası sayılan Georges Bataille, arzusuz sorgulamanın biçimsel ve duyarsız olduğunu savunur. "Şiir, meçhulü ortaya çıkarır. Ama meçhul, bir arzu nesnesi değilse, anlamsız bir boşluktur yalnızca. Şiir ara terimdir, malum olanı meçhul olanın içine gizler," (4) der. Yalnızca şiddetli zevkin, nefretin gerçek şiire ulaştığını savunur.
Erotizm, özellikle cinsel aktiviteye katılma duygusuna dayanan cinsel arzu üzerine odaklanmış olan bir estetik, (5) olarak tanımlanır.
Erotizm, yakın tarihe kadar Türk şiirinde yazıl(a)madı, konuşul(a)madı, tartışıl(a)madı. Erotizmin mahremiyet kurgusu insanı daha çok kışkırtıyor. Bu soyunmayla değil örtünmeyle gelen bir kışkırtma belki.
Bu oturumda sözü İlhan Berk'e bırakıyorum; "Çıplaklığı kapatmanın büyük tadı vardır benim için. Ben bir kadına, pek çıplak bakamam. O kapalılıkta bir esrar vardır. Beni çok ilgilendirir bu. Çünkü onlar, benim gizli oğullarım, kızlarım yani... Bir mahremlik saklar benim için. Çünkü o defterlerin dışarı da çıkmasını istemem, kimsenin de bilmesini istemem. Evet, bugün açıyorsam, yine o mahremliği korumayacaklarını biliyorum ama başlangıçtaki mahremiyetin kendisi de bana yeter," (6) diyor.
Eski Türk yaşamında toplumun inanç ve gelenekleri bağlamında aşkın tema ve ögeleri sınırlı olarak işlenebiliyordu metinlerde. Divanü Lügat-it-Türk'te bu tasvir günümüz Türkçesiyle; "Kim onun koynuna girip yüzüne bakarak, onun sözleriyle aklını aldırır," gibi sevisel bir bağlamda sürer.
Aprınçur Tigin, "Yavuklumu düşünüp özlem çekiyorum; özlem çektikçe kaşı güzelim, kavuşmak istiyorum. Öz sevgilimi düşünüyorum; düşünüp düşünüp (…) durdukça sevgilimi öpmek istiyorum! Gideyim desem, güzel sevgilim, gidemiyorum da; Merhametlim. Gireyim desem, küçüğüm, giremiyorum da…"
Uygurca metinlerde; Oğuz kağanın Tanrıya yalvarması, gökten ışık olarak inen kıza aşık olması, onunla yatması ve dileğini almasını, yine bir gün ağacın kovuğunda rastladığı kızın güzelliğine aşık olması, onunla yatması, dileğini alması, kızın gebe kalması anlatılır.
Dede Korkut hikâyelerinde, Boğazca Fatma'nın oynaşmasını kınayan Beyrek'e verdiği yanıtı hatırlayalım: "Boy boy boğmalar çıkar deli ozan. Gelip tatlıcak sohbetimizi bozan, olanca ayıbımızı başımıza kakan, eller içinde yüzümüz suyunu döküp ırzımızı yakan…"
Eşinin, Deli Dumrul'a, "Tatlı damak verip soruştuğum, bir yastıkta baş koyup emiştiğim." Selcan Hatun'un Kanturalı'ya "Ala yorgan içinde seninle dolaşmadım, tatlı damak tutarak soruşmadım, al duvağın altında söyleşmedim…." seslenmesi aşkın erotizm sınırını zorlamaz mı?
Gazelin geleneği Fars şiirine dayanır. İslam öncesi Arap şiirinde form gelişerek Arap kasidelerinde dönüşüme uğrar. Kasidelerin giriş bölümündeki erotik betimlemeler bu geleneğe güçlü bir ivme kazandırır.
Anadolu Selçukluları Farsçayla 12. ve 13. yüzyıllarda tanışır. 15.yüzyılda Osmanlı ile "Türkçe klasik İslam medeniyeti" geleneği oluşur.
Mercimek Ahmet'in, Kâbusname'den nazire olarak aktardığı, "Gönül şehvetine uymak, uslu kişiler işi değildir," der. Lâmiî, Hamdullah Hamdi gibi Sümbülzade Vehbi de pesimisttir: "dest-i hına-zedelerden el çek/ giydirirler sana kanlı gömlek"
Nev'izade Atayi, reddin sınırındadır: "zenne meyletme ziyanı çoktur/ karı dünya gibi rahmi yoktur// dil verip avrete meftun olma/ Kays-veş göz göre Mecnûn olma"
Fuzuli'nin 'hamamiye'sinden bir örnek: "görünürdü bedeni çâk-i giribanından/ câmeden çıktı yeni âyını gösterdi tamam// neyl-gün futaya sardı beden-i uryanın/ san benefşe içine düştü mukaşşer bâdâm"
Beliğ, bir delikanlının hamam serüvenini anlatır: "sine-i âyineyi pareleyip etti kıyam/ gitti âteş gibi ol meh donakaldı hamam"
Nedim, İbrahim Paşa mersiyesinde: "vücudu ham gümüşten beyaz gülden nerm/ boyu henüz yetişmiş nihalden hemvâr// o kadd ü had o tenasüb o gabgab ol pistan/ o yâl ü bal o emayül o şive-i reftar// tamam reng ü beha mû-be-mû kirişme vü naz/ tamam hüsn-i serapay şûle-i didar"
Şairi belli olmayan bir beyitte, "gehi meyanını kocdur gehi lebin emdir/ vebali var ise cânâ benim, sevabı senin"
Mevlânâ'nın tasavvuf öğretisinde bedenin sakladığı sırları perdelemekten yanadır tercihi: "dedim ki: o apaçık soyunur, çırçıplak hale gelirse ne sen kalırsın, ne kucağın kalır, ne belin!"
'Siham-ı Kaza' da Nef'i, erotik mizahi yergileriyle buluşuruz: "iktiza eyledi bir kahpeye bir kıt'a dedim/ bir alay fahişeye gayret-i akran düştü"
Enderunlu Fazıl'ın 'Çenginame'si, "Defter-i Aşk"ı, Sümbülzade Vehbi'nin 'Şevkengiz'i XVIII yy.da aydın çevrelerin erotizme yaklaşımını gösterdiğini söyler Konur Ertop (7).
Divan şiirinde olduğu gibi halk şairlerinde de tutku hakimdir:
Öksüz Aşık, "göğsünde düğmesi aktır gümüşten/ tatlıdır dudağı türlü yemişten"
Karacaoğlan, "göğsün cennet, koynun uçmak deler/ hak nasip ederse görmeğe geldim"
Aşık Hasan, "boyu uzun beli ince/ memeler benzer turunca/ yanak lâle ağız gonca/ kaşları hilâle benzer"
Emrah, "dedim gül memeler, dedi koynumda/ dedim ver ağzıma, dedi ki yok yok"
Aşık Ömer, "dedim kimler sarmış ince belini/ dedi kendin sardın kol yarasıdır"
Kul Mehmet, "soyunup giren koynuma/ rahimsiz gelmez aynıma/ siyah zülfünü boynuma/ salan dilberin kuluyum"
Türk şiirinde çok fazla üzerinde konuşulmayan, şairin diline örtülü/kapalı olarak sinen cinsellik toplum gelenek ve değerlerini çok fazla zorlayamaz.
Yüzyılımız şiirinde çapkın Cenap Şahabettin, uçarı şehvetini dile getiren Yusuf Ziya Ortaç, O.Seyfi Orhon, özellikle F.Nafiz Çamlıbel toplumsal etik sınırlarını zorlayan çok sayıda kösnül şiirler yazmıştır. Yahya Kemal'in; 'nazar', 'vuslat' adlı şiirleri, Necip Fazıl'ın; daha sonra reddettiği, 'kadın bacakları', Nazım Hikmet'in; 'lodos'u, 'Yaşamak kasideleri', Orhan Veli'nin; 'Şoförün Karısı, Dedikodu, Söz, Tahattur'u, Oktay Rifat'ın; 'Benim Yarim', İmgesel bir örtünmeyle 'Lâle' ve 'Cinsel İlişkiye Övgü''yü yazan M.Cevdet Anday, Bedri Rahmi'nin, 'Trabzon Deyince', 'Hizmetçiler'i, Metin Eloğlu'nun; 'Fanfirifitton'u Cumhuriyet şiirinin akılda kalan örnekleridir. F.Hüsnü Dağlarca'nın; 'Çıplak'ı, İlhan Berk'in: 'Aşıkane'si, Cemal Süreya'nın; 'Üvercinka'sı, Attile İlhan'ın; 'Böyle Bir Sevmek'i, k.İskender'in; 'Erotika'sı erotik bağlamda kitaplar olarak algılanırken, Can Yücel, Turgut Uyar, Murathan Mungan, İsmail Uyaroğlu, O.Akay, Adnan Özer, M.Cengiz, A.Mutlu, A.Öktem'i de hatırlamak gerekiyor.
*
Zengin bir dosya oluşturduk. George Bataille, Ahmet İnam, Gülseli İnal, Kemal Bulut, Tuncer Uçarol, Ahmet Tüzün, Altay Öktem, Mustafa Koç, Hande Öğüt, J.Serra, Asuman Kafaoğlu-Büke, Hilmi Haşal, Engin Turgut, Niyazi Karabulut, Mustafa Fırat, Volkan Odabaş,Burak Sezer, M.Mazhar Alphan, Enderemiroğlu, Marıanne Larsen, Betül Yazıcı Yazılarıyla, Müesser Yeniay, Senem Zeynep Uysal, Elef T.D., Sedef Ünal çevirileriyle dosyamıza katkı Verdi.
BİR NOBEL BÖYLE GEÇTİ
Orhan Pamuk ödülünü 7 Aralık akşamı aldı. "Herkesin bildiği ama bildiğini bilmediği şeylerden söz etmektir yazarlık. Bu bilginin keşfi ve onun geliştirilip paylaşılması okura çok tanıdığı bir dünyada hayret ederek gezinmenin zevklerini verir," diyordu dil hataları yüzünden çokça eleştirilen 'Babamın bavulu' metninde.
Yoğun bir Nobel travması yaşandı Türkiye'de. Ne çok okuyanı varmış Orhan Pamuk'un meğer!.. Hocasından, hademesine, oto tamircisinden, limoncusuna varıncaya kadar herkes bu ödül hakkında konuştu, eleştirdi, yediden yetmişe edebiyat otoritesi kesildi.
Birileri, bahisleri yükseltip seçilmişlerin üstüne zarını atıyor, yerlere göklere sığdıramıyor, zirveye taşıyor... Devran geçiyor; çıkarsamalar, itaat ya da itaatsizlik üz're, kendi yoğurup, pişirdiği ilâhlarını acıkınca yiyen, arsız putperestler gibi imha ediyor eserini.
Bu ödüle ideolojik bakmak istemiyorum. Biliyorum ki bir süre sonra polemiklerin hepsi unutulacak sadece isimler ve ürünleri kalacak.
Yıllarca Nazım Hikmet vatan haini ilân edilip dışlanmadı mı?..
Orhan Pamuk, günahıyla sevabıyla bu ülkenin yazarıdır. Ödül de bu ülkenin ödülüdür.
POSTMODERNİZM VE ŞİİR
Mor Taka 3.yılına girdi. "2006'NIN ŞİİR SEÇKİSİ"ni dergimizle ücretsiz vereceğimizi Mühür dergisinde duyurmuştuk. Kademeli bir taramayla oluşturacağız bu seçkiyi. 2006 yılında yayınlanan en güzel şiirleri, kimlik bilgileriyle (şiir ve şairin adı, yayınlandığı derginin adı ve tarihini belirterek) word dosyası olarak yazıp yasarbedri@mynet.com adresine göndermeleri gerekiyor.
Bahar dosyamızı, modern sonrası kültürün insanı tahrip etmesi, havada kalan manifestolar ve üstmetinlerin de poetikaya etki edemediği görüşünden yola çıkarak; "POSTMODERNİTE VE ŞİİR" olarak belirledik.
Manifestik çağın ölümü ile zorlama manifestolar, söylemsel dağınıklık, tıkanan neo-kuramsal bildiriler, daha çok bireyselleşmeyi tetikler nitelikteydi.
Bu hareketlerin kendi içlerinde dönüştürmekle yetindikleri reaksiyonda failler hep fillerden önde olurken, zaman içinde fiiller failini bulamamıştır.
Dosta bigane değiliz. Zülf-i yâre dokunsak da, sürç-i lisandan imtina ederiz.
Bahar sayımızda buluşmak umuduyla.
Okuma notları:
(1) Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi/ B.Aziz Yanıkoğlu (Kenan Mat.1943)
(2) Milliyet Sanat ( 16 Temmuz 1976)
(3) Milliyet Sanat. (19 Ocak 1973)
(4) Georges Bataille/ İmkânsız (Kabalcı,1999) çev: M.Yakupoğlu
(5) Wikipedia, The free encyclopedia
(6) Birgün Gazetesi (Evrim Altuğ söyleşisi), 28.11.2006
(7) Konur Ertop / Türk Edebiyatında Seks, Seçme Kitaplar, 1977